Bir Çinçin romanı
“Evini kim sever ki. İnsan sık sık başka evlere gitmeli. Bir evde kalmak sapıklıktır.”
“Burası Çinçin, yeğenim. Burayı bilmiyorsun. Nereden kaçtıysan oraya dön.”
“(…) karadeliğe gitmektense her şeyin uluorta yaşandığı Çinçin’e dönmeye karar verdim.”
“Ankara’nın boğazına yumruk olacam. Ankara beni yutmayacak, yutamayacak. Yutsa midesini parçalayıp kıçından çıkarım.”
“Çok geç olmadan bu âlemde parlamalıyım… Kaçtığın gibi dönmek olmaz, madara olur insan…”
“Bu kadınlar, burada birer tabancaydı. Dokunsan vurulurdun.”
Ergenlik çağındaki Derman’ın küçük bir kasabadaki atari salonundan büyük bir kentin yutucu ve tekinsiz sokaklarına; pansiyonlara, pavyonlara uzanan evden kaçış öyküsü…
Derman, büyük kentte kaybolma duygusuyla başa çıkmaya çalışırken kendini “mahallem, barınağım” dediği Çinçin’de bulur. Suçun, şiddetin, dolandırıcılığın ve istismarın sıradanlaştığı bir dünyayla karşılaşır.
Yeni kimlik arayışında yolu “kurtarıcı” Yakup Dayı’yla kesişir. Yetişkinler arasında kimi zaman sözün yerini yutkunma alır.
Derman bu dünyanın öznesi olabilecek mi? Evden kaçmak onu özgürleştirecek mi?
Yazar, anlattığı dünyayla uyumlu aykırı bir dil kullanırken Derman’ın yaşadığı öfkeyi, umutsuzluğu, yalnızlığı, sıkışmışlığı okura açık yüreklilikle aktarıyor.